DaRkLoVe



» 25/8/2007 - Her Telden Eğlence

Kategori: Favori Siteler

Pamuk şekeri tadında , güler yüzlü bir forum...İçerik mi?Çok geniş...Diyoruz ya , her telden eğlence bu...!!!Site sahibi şüphesiz emeğini eksik etmemiş...Siz de hemen şimdi üye olun...!!!

 

http://mzikim.forumlari.org/

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 25/8/2007 - EvanescenceRocks

Kategori: Favori Siteler

Evanescence hakkında herşey...Rock ve metal dünyası...İstediğiniz herşey burda...Sıcacık bir ForumCafe'si , arşivinizde yer almayan mp3leri indirebileceğiniz bir download bölümü var...Site sahibinin bu emeği karşında sizin yapmanız gereken tek şey ise üye olmak...!!!

 

http://evanescencerocks.forumlari.org/ 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 25/8/2007 - Sevemezdim...

Güneş çoktan gösterdi yüzünü tam tepede. Şimdi nerdesin napıyosun bilmiyorum ama çoktan uyanmış olmalısın.Yüzünü yıkarken şöyle bir bakıp aynaya ismimi hecelediğini hissettim, sol yanım sızladı çünkü…Biz ayrılmadık bu durumda sadece beklemekteyiz, gelecek gün neyi gösterir diye zamana bırakılmış bir sevdayı yaşıyoruz, hasretini çekiyoruz birbirimizin…

 Acı çekmekten zevk alır oldum…Hüzünler yüzümü sarartmış olsa da kendimi iyi hissediyorum çünkü ben seni özlüyorum…

 Seni bu denli özlememiş olsaydım bu kadar sevemezdim…

 Hayatta her şey bekleyiş değilmidir doğumdan ölüme kadar…Beklemekte bazen iyi geliyor bana yitirdiğimi sandığım umutlarımın aslında kırıntılarını taşıdığımı anlıyorum…Umutla bekliyorum döneceğin günü…Tek korkum ya geç kalırsan…

 Sonra birlikte çektirdiğimiz fotoğraflara bakıyorum,kelepçelenmiş ellerimiz biz ayrılmayız dercesine…Zaten biz ayrılmadık ki sadece bu bizim yalanımız…

 Seni bu kadar özlememiş olsaydım bakamazdım o fotoğraflara ve bu kadar sevemezdim…

 Bazen çok zor geliyor sensizlik… Sonra diyorum ki yaşamasaydım öğrenemezdim, bilemezdim, anlayamazdım…

 Seni bu kadar özlememiş olsaydım bu kadar sevemezdim…

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 25/8/2007 - Kim Bilir

İçimde derin yarıklar bırakıyorsun git dediğim cümlelerde.Yanık kağıt uçları kokuyor hava.Ben ki sana git demedim hiçbir zaman, gittiğinden dolayı gitmeleri ezberlemiş gözlerime ağır geliyor gözyaşları biliyorsun.

 Of bu ne ağır bir akşam, bu nasıl derin iç soluklanması ölüm desem bu kadar kara değil.

 Ezberi bozulmuş kederler taşıyorum satırlarımda. Soluklandığın dünyanın insanıyım hala. Soluklandığın kıyıların ıslaklığında gözyaşlarım. Bu kaçıncı sarhoşluk ne önemi var. Bütün sarhoşluklarım sana çıkıyor ezberli.

 Sarı , evet akşamlar senin dışında ve sarı. Üç adımda atabilirim sonsuzluğu heybeme, sarı.

 Ve hayır ama. Dillenmeli bir kez gördüğüm akşamın yapışkan sevdası dillerde. Ardında kocaman yalnızlıklar saklı sevdanın ayakları terlemeli rıhtımımda. Suskunluğu altın bilmiş kalabalıklara inat sözler akmalı geceme.

  Bilesin istiyorum, yakışmıyor o dudaklara bu hüzün. Hani çocukluğumuzun masallarındaki gibi bitmeli kötü başlangıçlar. Bir yerde iyi bir şeyler olmalı. Duymalı bunu herkes. Birilerinin sevinç şaşkınlığını yüzüne yapışmalı çıkmalı karşıma. Diğeri patlayıncaya kadar oh be demeli. Demeli işte.

 Koşup gelmeli mutluluk ayaklarımın dibine, kapıyı açtığımda çıkmalı karşıma, piyango gibi çalmalı telefonumun zili, içimi serinletmeli telefondaki ses, dilimi uyuşturmalı, kalakalmalıyım oracıkta sevinçten. İçimde bahar çiçeklerinin kokusu, şaşkın, çocuksu ,çırılçıplak , sapsalak ama.

 Göğsümü yaran bu şarkılara kapamalıyım kulaklarımı biliyorum. Her sözcüğü özenle seçip saklıyorum heybemde. Bütün harfleri parlatıp büyütüyorum. Yanık kağıt uçları kokuyor hava. Kim bilir belki bu sabah ,belki akşam , belki…

  Belki isimsiz telefonların birinde senin nefesin…

 Kim bilir?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

» 25/8/2007 - Mevsim Hazan ve Geçmişten Bugüne

Mevsimler geçti hazana erdi.Yağmurlar başladı.Atıyorum kendimi sokaklara kollarımı açıyorum iki yana yüzümü göğe kaldırıyorum çocukluğumda yaptığım gibi…Yağmur düşüyor yüzüme sırılsıklam oluyor yanaklarım, gözyaşımı yağmurla beraber akıtıp sele katıyorum… Belki de utandım insanların karşısında ağlamaktan,yağmuru bahane ettim ağladım…Yüzümün ıslaklığına bahanem varda kızaran gözlerim için ne söylesem bilmem ki.

 Gelip geçti koca bir yaz ellerim hala soğuk…Hiç ısınmadılar…Yüreğim yanıp kavruldu,güneş her yeri yaktı kavurdu ama yine de ellerimi ısıtamadılar…Şimdi mevsim hazan ellerim yine buz gibi koskoca yaz geldi geçti ısınmadılar sanki bu soğukta mı ısınacaklar,yüreğim bile buz kesti…Buna sebep yokluğun mu…?

 Yüreğim yağmur altında kalmış bir serçe ürkek ve titrek…attım kendimi sokağa…açtım kollarımı iki yana yüzümü göğe kaldırdım…bir ıslaklık var yanaklarımda…ne tuhaf ama…bugün yağmur yağmıyor…!!!

 ---------------------------------------------

 Sokaktan gelen cıvıl cıvıl çocuk seslerini duydum ve şöyle bir geçmişe doğru yolculuğa çıktım.

 Çocuktuk,yazın okullar tatil olunca sabahlara kadar mahallede sokak lambasının altında oyunlar oynardık.Gündüz mahallemizdeki yokuştan aşağıya tornetlerimize binerdik sevinç çığlıklarıyla,akşam olurdu sokak lambamızın direğinin dibinde toplanırdık ve en heyecanlı oyuna başlardık.Saklambaç.Ebe saymaya başladığında hepimiz bir yana dağılırdık saklanmak için.Hatırlıyorum da kollarımızın ve bacaklarımızın yarası hiç geçmezdi.Koca bir yazı böyle geçirirdik.Sonra sonbahar gelirdi.Okulların açılmasına da sayılı günler…Son günlerimizi değerlendirirdik.Yine oyunlar oynardık yine koşuşturmacalar eee hava soğuk tabi hastalanmamak elde değil.Akşam olunca ateşler içinde kıvranırken alnımızda ıslak bir bezle sabah olurdu ve yine fırlardık sokağa akşam hasta olan biz değilmişiz gibi…Sonra kış mevsimi gelirdi.Pencerenin önünde yağan karın şiddetine bakar kar tatili olsun diye dua ederdik ve dualarımız çoğu zaman kabul olurdu.Mahallemizin yokuşuna geçerdik elimizde poşetlerle otururduk arka arkaya ve kayardık tren misali hep beraber…Islanan üstümüze ve soğuktan moraran,üşüyen ellerimize aldırmadan tekrar tekrar yokuşun başına geçer kayardık…Mutluyduk…Bayramları dört gözle beklerdik.Yeni bir ayakkabı yada yeni bir elbise alınacak diye…Alınan yeni cicilerimizi giymek için sabırsızlanır sabaha kadar onlarla uyurduk.Bayram sabahı heyecanlı geçerdi.Hemen giyinirdik.Önce aileyle bayramlaşır bayram harçlığımızı alır hemen akrabaları ziyarete koşardık.O zamanlar ziyaretin ne demek olduğunu bilmezdik ki bizim için amcamızın elini öpmek demek onun bize para vermesi demekti.Ve öylede olurdu zaten yakın akrabalar bir çırpıda gezilir bayram harçlıkları toplanır ve hemen harcanmak üzere bakkalın yolu tutulurdu…Çocuktuk işte…



 Büyüdük,saklambaç oynarken kanattığımız yaralarımızın yerini bambaşka yaralar aldı.Kabuk bağladı ama her defasında yeniden deşildi.Acılar çok büyüktü...Kışın tren misali yokuş aşağı kayarken ıslattığımız üstümüzün yerini ıslak yanaklar aldı,moraran üşüyen ellerimizin yerini de buz kesmiş yüreğimiz…Hastalandık bir ıslak bez iyi etti bizi o zamanlar ama şimdi hastalığımıza çoğu zaman çare bulamadık… Dört gözle beklediğimiz bayramları yaşamak istemedik Çünkü artık bize harçlık verecek,elini öpüp bayramlaşacağımız akrabaların çoğu bu dünyada değildi…Ve öğrendik acı,hüzün,mutsuzluk ne demek…Büyümek bu olsa gerek…



 Herkesin keşkesi gibi; Keşke bende hep çocuk kalabilseydim…İçinizde bir yerlerde gizli kalmış o çocuk ruhunu kaybetmemeniz dileğimle…SEVGİLER…

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

LoVe Is So DaRkNess...

Bağlantılar


» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım
» e-posta
» Blog RSS

Kategoriler



Arkadaşlar


Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:5
| Sonraki Sayfa